İstanbul’un en köklü yerleşimlerinden biri olan Vefa semti, tarihsel sürekliliğin somut bir örneğidir. Doğu Roma İmparatorluğu döneminde “Sferaki Mahallesi” adıyla kurulduğu bilinen bölge, fetihten sonra Türklerin hoşgörü politikalarıyla yerleşim dokusunu korumuş; Osmanlı hâkimiyetinde ise yeni mimari eserlerle zenginleşmiştir. Semt, günümüzdeki ismini XV. yüzyılın önemli mutasavvıflarından Şeyh Ebu’l Vefa’dan almıştır.
Yol Tarifi
Yorum Yazın
Paylaşın
Dinleyin
İstanbul’un en köklü yerleşimlerinden biri olan Vefa semti, tarihsel sürekliliğin somut bir örneğidir. Doğu Roma İmparatorluğu döneminde “Sferaki Mahallesi” adıyla kurulduğu bilinen bölge, fetihten sonra Türklerin hoşgörü politikalarıyla yerleşim dokusunu korumuş; Osmanlı hâkimiyetinde ise yeni mimari eserlerle zenginleşmiştir. Semt, günümüzdeki ismini XV. yüzyılın önemli mutasavvıflarından Şeyh Ebu’l Vefa’dan almıştır.
Tarihle iç içe bir yerleşke olan bu semti pek çok eser çevreler. Mimar Sinan’ın inşa ettiği Şehzadebaşı ve Süleymaniye camileri; Zeyrek Camii, Nevşehirli Damat İbrahim Paşa Medresesi, Molla Gürânî Camii (Kilise Camii) ve daha birçok yapı, bu semtin kadim tarihine dair önemli ipuçları sunmaktadır. Bu eserler arasında özellikle eğitim kurumları büyük yer tutar. Şeyh Ebu’l Vefa Külliyesi, Molla Gürânî Camii (Kilise Camii) gibi devrinin önemli ilim merkezlerinin yanı sıra; Vefa Lisesi, Cibali Lisesi, Atıf Efendi ve Kalenderhane kütüphaneleri, Recai Mehmed Efendi Sıbyan Mektebi, Ekmekçizade Medresesi gibi eğitim kurumları da bu semtin sınırları içinde yer almaktadır. Ancak şunu da belirtmek gerekir ki Vefa semti içerisinde, ayakta olan eserler kadar günümüze ulaşamayan veya âtıl vaziyette kalmış eserler de mevcuttur.

Semtin ismi, günümüzde bir içecek kültürüyle de özdeşleşmiştir. 1876 yılında Hacı Sadık Bey tarafından kurulan Vefa Bozacısı, semtin en ikonik duraklarından biridir. Mekânda, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün boza içtiği bardak hâlen sergilenmektedir. Ayrıca Süleymaniye güzergâhındaki meşhur kuru fasulye lokantaları da semtin sosyal ve gastronomik hafızasının ayrılmaz birer parçasıdır.
Bu kadim semte adını veren zat, Fatih Sultan Mehmed döneminin meşâyıhından olup devrin önemli âlimlerindendir. Konya’da doğduğu bilinen Ebu’l Vefa’nın asıl ismi Muslihiddin Mustafa’dır. Ancak kendisi; Ebu’l Vefa, İbnü’l Vefa, Şeyh Vefa ve Vefa Sultan adlarıyla da anılmıştır.

İsmini verdiği bu semtin manevi mimarı olan Ebu’l Vefa, Konya’dan İstanbul’a hicret ettikten sonra burada yaşamını sürdürmüştür. Kaynaklar onu, sert simasının ardında mütevazı, nüktedan ve hikmetli bir şahsiyet olarak betimler. Dönemin devlet erkânı nezdinde yüksek bir itibara sahip olan zat; Fatih Sultan Mehmed, Sultan II. Bayezid ve Zenbilli Ali Efendi gibi isimlerle yakın temas hâlinde olmuştur. Fatih Sultan Mehmed’in kendisine duyduğu derin saygı, tarihsel açıdan dikkat çeken bir konudur. Bu hürmetin en somut göstergesi ise, 1481’de vefat eden Fatih Sultan Mehmed’in cenaze namazını kıldıranın o olmasıdır.
Fatih Sultan Mehmed Han döneminde şeyh için bir külliye inşa edilmiştir. Sultan II. Bayezid döneminde ise külliyeye eklemeler yapılmıştır. Bu külliye içerisinde medrese, imaret, kütüphane gibi pek çok sosyal yapı bulunmaktaydı. Ancak külliye ne yazık ki tam teşekküllü bir biçimde günümüze ulaşamamıştır. Caminin ise 1990’lı yıllarda yeniden yapıldığı bilinmektedir.

Vefa semtinin ara sokaklarında kalan türbeye gittiğinizde sizleri bir cami, çilehane ve mezarlık karşılar. Ebu’l Vefa’nın vefatının ardından kendisi için bir türbe yaptırılmıştır. Türbenin içinde Ebu’l Vefa ile birlikte üç zat daha bulunmaktadır. Bu isimler; Şeyh Ali Dede Vefâyi, Şeyh Dâvûd-u Vefâyı Rûmî ve Şeyh Abdüllâtif Vefâyı Rûmî’dir.
Türbenin giriş kapısında ise Farsça yazılmış bir kitabe bulunmaktadır. Söz konusu kitabenin Latinize edilmiş hâli şu şekildedir:
Ân şem‘-i fürûz-i harem-i Ka‘be-i esrâr
Be-güzâşt ez-ân pul ki guzer kerd kih mih
Hâhî ki bedânî sefer-i Şeyh Vefarâ
Der yâb zi târîh-i “İlâ rahmet-i Rabbihî”. Sene 896.

Türkçe açıklaması ise şöyledir: “Mübarek, kutsal ve sırlı Kâbe’yi kandille parlatan (o zat), küçük-büyük herkesin geçtiği köprüden geçti. Şeyh Vefa’nın vefat tarihini ‘İlâ rahmet-i Rabbihî’ sözünde bul. Sene 896.” Doğum tarihi gibi vefat tarihi de net olarak bilinmemektedir. Genel kabule göre Şeyh, 1491 yılında Sultan II. Bayezid’in de katıldığı cenaze namazının ardından kendisi için yaptırılan külliyeye defnedilmiştir. Ardından defnedildiği yere türbe inşa edilmiştir.

Molla Zeyrek Camii’nin avlusundaki seyir terasından çektiğiniz fotoğraf harika olmuş. Yansıma adeta geçmişin ruhunun günümüzü gökyüzünden izlediği görüntüsünü vermiş. Çok güzel bilgilendirmeler için teşekkür ederiz…
Çok güzel bir yazı Vefa semtini ve ismini aldığı değerli muhteremi anlattığınız emeğinize sağlık saygılarımla…
İlminize bereket Bekir Hocam.
Aslında o dönem müslümanların azınlık, gayrimüslimlerin ise çoğunlukta olduğu bir dönem. Hazret bu dönemde müslim-gayrimüslim ayrımı gözetmeden herkesi sevmiş ve herkese vefalı olmuş.
Bekir Üstadım, Vefa semtinin tarihî ve kültürel dokusunu böylesine derinlikli bir şekilde ele almanız büyük bir kıymet. Hem mimari eserleri hem de sosyal hafızayı bir arada sunmanız, okuyucuya semtin ruhunu hissettiriyor. Özellikle Şeyh Ebu’l Vefa’nın manevi mirasını Konya’dan İstanbul’a uzanan çizgide aktarmanız, yazıya ayrı bir anlam katmış. Emeğinize sağlık; bu tür çalışmalar, geçmişle bağımızı canlı tutuyor.
Vefa bir meskenin adı kaldı, vefa bir duygunun dostluğun en güzel ismiydi, hatırlamaktı, hatırlamaktı. Sevgili hocam bize bu güzel anımsatma için teşekkür ederim. Kaleminize saglık…