Fatih Camii Külliyesi, İstanbul’un tarihi Fatih ilçesinde bulunan, şehrin atmosferini en güzel şekilde yansıtan önemli bir kültür mirasıdır. İmarında; zaman zaman devlet görevinde de bulunan Mimarbaşı Mehmed Tahir Ağa, Atik Sinan ve Azadlı Sinan olarak da bilinen Rum asıllı Osmanlı mimarı Sinaüddin Yusuf bin Abdullah adlı mimarlar görev almıştır.
Yol Tarifi
Yorum Yazın
Paylaşın
Dinleyin
Fatih Camii Külliyesi, İstanbul’un tarihi Fatih ilçesinde bulunan, şehrin atmosferini en güzel şekilde yansıtan önemli bir kültür mirasıdır. İmarında; zaman zaman devlet görevinde de bulunan Mimarbaşı Mehmed Tahir Ağa, Atik Sinan ve Azadlı Sinan olarak da bilinen Rum asıllı Osmanlı mimarı Sinaüddin Yusuf bin Abdullah adlı mimarlar görev almıştır.
Devlet-i Aliyye-i Osmaniyye’nin 7. padişahı Fatih Sultan Mehmed Han’ın (2. Mehmed) “Memleket camileri içinde bu mâbed, vücûda nisbetle bir baş gibidir.” sözüyle tanımladığı, İstanbul’un yedi tepesinden birine yapılan Fatih Camii; 7 yılda, Hicri takvime göre 875, Miladi takvime göre 1470 yılında inşa edilmiştir.

Ancak şiddetinin 7,4 ile 7,6 arasında değiştiği tahmin edilen ve maalesef yaklaşık 4000 kişinin ölümüne vesile olan 1766 İstanbul depreminde yıkılan cami 1771 yılında restore edilerek bugünkü halini almıştır. Ayrıca Fatih Camii Külliyesi; inşa edildiği dönemde bünyesinde toplamda 16 adet medrese, dârüşşifâ (hastane), tabhane (konukevi), imaret (aşevi), kütüphane ve hamam bulundurmaktadır.
Ayrıca Kemalpaşazade, Ebussuud Efendi, Taşköprülüzade Ahmed Efendi, Ali Kuşçu gibi birçok büyük alimin yolu; Fatih Sahnı Seman Medresesi‘nden geçmiştir. Sadece ibadet amaçlı değil, sosyal amaçlar için de kullanılmıştır. Fatih Camii bu özellikleriyle bir külliye niteliği taşır.
Günümüzde Fatih Camii’nin bulunduğu yerde, harabe halinde de olsa 1462 yılına dek, Doğu Roma İmparatorluğu için önemli bir yeri olan 12 Havâri (Hagioi Apostoloi) veya Havariyyun Kilisesi, “İkinci Ayasofya” olarak da anılan bir kilise var idi. Öyle ki bu kiliseyi yaptıran İmparator Constantinus gibi, Roma imparatorlarının buraya gömüldüğüne dair inanışlar vardır.

Fetihten sonra Osmanlı Devleti, Rum Ortodoksları’nın dini özgürlüklerinin önüne set çekmemiş ve bugünkü Fatih Camii’nin olduğu yer, 2 ila 3 yıla kadar Patrikhane Kilisesi olarak kullanılmış olup, yeni patrik olarak Gennadios Scholarios atanmıştır.
4. Haçlı Seferi (1204) ve sonraki Latin işgali sırasında bu kilise büyük tahribat görmüştür. Patrikhane, 1453–1456 yılları arasında (yaklaşık 2-3 yıl) bu bölgede kaldıktan sonra önce Pammakaristos Manastırı’na (Fethiye Camii) taşınmıştır. Ek olarak; kilise ile ilgili imparatorlara ve kilisenin kutsadığı kişilere ait lahitler, İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde korunmaktadır.

İstanbul Arkeoloji Müzesi haftanın her günü ziyarete açıktır ve Müzekart sahibi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları için giriş ücretsizdir. Ayrıca; son araştırmalara göre, Fatih Camii’nin tam olarak bu kilise üzerine inşa edilmediği belirtilmiştir ve cami 1771’de, günümüzdeki son halini almıştır. Caminin yapımında granit ve mermer kullanılmıştır ve çok kubbeli cami mimarisine göre inşa edilmiştir. Aslında bizim mimari kültürümüze çok kubbeli cami yapısının girmesi, İstanbul’un fethiyle, Ayasofya ile başlamıştır.
Aslında Fatih Camii’nin özellikle farklı medeniyetler için önemli bir değeri olan bu bölgeye yapılması; bu coğrafyada artık yeni bir inancın, Türk-İslam Medeniyeti’nin vuku bulduğunun nişanesidir. Yani fethin sembollerinden biridir. Cami, Türkiye Cumhuriyeti’nin önemli bir dönüm noktasına ev sahipliği yapmıştır: 1932’de, Türkiye’de ilk kez Türkçe ezanın okunduğu yer olmuştur. Bu, aslında Fatih Camii’nin sembolik değerinin her tarihte ön planda olduğunu göstermektedir.
Bunların yanı sıra Fatih Camii, sadece İstanbul’un değil, aynı zamanda Osmanlı İmparatorluğu’nun da tarihine ışık tutan önemli türbeleri barındırır. Başta Fatih Sultan Mehmed Han olmak üzere oldukça farklı tarihlerden sadrazamlar, şeyhülislamlar, müşirler ve pek çok alimin mezarlarının burada olması, Osmanlı protokolünün adeta törendeymiş gibi bir arada görülmesine imkan vermektedir.

Fatih Camii’nin iki yanında sıralanan dörder adetten sekiz adet olmak üzere inşa edilen “yüksek ihtisas” medreselerine “Semâniye” (Sekiz) veya “Sahn” (Oda), yahut her iki ismin terkip halinde kullanılmasından oluşan “Sahn-ı Seman” adları verilmiştir. Akdeniz (Bahr-i Sefid) ve Karadeniz (Bahr-i Siyah) isimleriyle bilinen bu medreselerin altında yine bu isimlerle de anılan, Doğu Roma (Bizans) döneminden kalma sarnıçlar vardır.
Bizans’ta da Osmanlı’da da 19. yüzyıla kadar bu sarnıçlar kullanılmıştır. Daha sonra yapılan yeni su şebekelerinden itibaren bu sarnıçlar kullanılmamaktadır. Son olarak eğer Fatih Camii’nin çok yönlü izlerini okuyup araştırmanın yanı sıra gezip deneyimlemek istiyorsanız ibadet için her gün sabah namazı vaktinden yatsı namazı kılınana kadar, ziyaret için de her gün ve genellikle saat 09.00’dan 18.00’a kadar açıktır.

Fatih Camii’ni okudukça insan sadece bir camiyi değil, yüzyıllar boyunca el değiştiren bir medeniyet sahnesini geziyor gibi hissediyor. Bizans’tan Osmanlı’ya, ilimden sosyal hayata uzanan bu külliye, İstanbul’un neden “tarih yaşayan bir şehir” olduğunu en güzel anlatan yapılardan biri. Buraya bakınca taşların bile anlatacak bir hikâyesi var.
Geçtiğimiz günlerde İstanbul’un kalbinde yer alan Fatih Camii’ni gezdim. Caminin heybetli mimarisi ve sessiz avlusu beni hemen etkiledi. Mimar Sinan’ın öğrencisi Mimar Atik Sinan tarafından yapılan bu cami, Fatih Sultan Mehmet’in adına inşa edilmiş. İçeri girdiğimde yüksek kubbeler, ince işlenmiş hat yazıları ve camlardan süzülen ışık huzmeleriyle büyüleyici bir atmosfer vardı. Caminin çevresinde eski medreseler, türbeler ve kitapçılar yer alıyor. Tarih, huzur ve maneviyatın iç içe geçtiği bu mekânda kısa bir yürüyüş bile insana dinginlik veriyor.
Mimar Sinan, Kanuni döneminde yaşamış, Fatih döneminde yaşayan Atik Sinan’ın onun öğrencisi olma ihtimali yok. Bir yanlış anlaşılma olmuş olmalı…